Keçi üreticilerinin deniz manzaralı yaylalara yolculuğu başladı

0
1
Keçi üreticilerinin deniz manzaralı yaylalara yolculuğu başladı
İzmir

İzmir’in Karaburun ilçesinde kıl keçisi üreticileri, havaların ısınmaya başlamasıyla daha serin olan 1200 rakımlı Akdağ’daki Ege Denizi manzaralı yaylalara gitmeye başladı.

Karaburun Yarımadası’nda bir dönem çeşitli nedenlerle sayıları 5 bine kadar gerileyen kıl keçisi sayısı, Ziraat ve Orman Bakanlığı öncülüğünde yürütülen “Karaburun Kıl Keçisi Halk Elinde Islah Projesi” yardımıyla 30 bine yaklaştı.

Kış ve ilkbahar sürecini daha ılık olan ilçe merkezine yakın kırsal bölgelerde geçiren besicileri, şu sıralar havaların ısınmasıyla keçi ve oğlaklarını yaylaya götürme telaşı sardı. Keçilerin çobanlar eşliğinde yola çıkmış olduğu bölgede römorklara yüklenen oğlaklar ise traktörlerle 1200 rakımlı Akdağ’daki ağıllara götürülüyor.

Seyahat öncesi sabah erken saatlerde sağım işlemi yapıldıktan sonrasında yola çıkan keçiler, çobanlar ve köpeklerle yarımadanın sarp kayalıklarında saatlerce yol alıyor. Keçiler, sıkıntılı yolculuğun peşinden deniz manzaralı dağın zirvesindeki yaylada suyla buluşuyor.

Burada bir süre dinlendikten sonrasında tekrardan yaylıma çıkan hayvanlar, akşam ise ağıllara alınıyor.

Burada güneş panelleri yardımıyla elektrikten yaralanan besicilerin en büyük sıkıntısı ise çoban ve susuzluk … Yerine nazaran 30 kilometreden tankerle su taşıyan hayvancılar, sıcak havalarda bu işlemi günlük iki kez yapmak durumunda kalıyor.

Bayanların gün süresince süt, peynir, yoğurt işlemleri ve ev işlerini yapmış olduğu yayla yaşamında erkekler ise çobanlık, süt sağımı ve hayvanların bakımıyla ilgileniyor.

AA ekibinin göç yolculuğuna tanıklık ettiğini besicilerden 57 yaşındaki Mehmet Sarıca, yayla ile köy içinde ortalama 7-8 aşama ısı farkı bulunduğunu belirterek, hayvanlarının daha iyi gelişmesi için senelerdir yaz döneminde buraya geldiklerini söylemiş oldu.

Ulaşmadan önce sürüyü ikiye ayırdıklarını özetleyen Sarıca, “Hayvanlar güzergahı takip ederek yaylaya ulaşıyor. İki üç gündür buraya gidip geliyorum, ilkin tankerleri sonrasında eşyaları getirdim. Şimdi de buraya oğlakları getirdim. Hayvanları da çobanlar getirdi.” dedi.

“Eskiden daha zordu”

Burada havalar serin olduğundan hayvanların iyi geliştiğini dile getiren Sarıca, yaylada her anlamda rahat ettiklerini söyledi.

En büyük sorunlarının ise susuzluk bulunduğunu vurgulayan Sarıca, şöyleki devam etti:

“İşimiz zor fakat biz bunun daha zorunu gördük. Gençliğimde buraya katırlarla geliyorduk, çadırlar oluyordu yada barakada kalıyorduk fakat şimdi kapalı yerimiz, karavan, güneş enerjisi sistemi, tv, buzdolabımız var. Hayvan veriminden de memnunuz, çalışan kazanıyor, ‘kurtarmıyor’ diye bir şey yok, bu sebeple bu ürünler aranıyor, elinde duracak diye bir probleminin yok, ne yaparsan peynir gidiyor, oğlak satılıyor, kısaca dedemin, babamın zamanından eskisinden fazlaca iyi her şey.”

Ortalama 5 nesildir hayvancılık meydana getiren 76 yaşındaki Hamza Tokaç da havalar soğuyunca köye indiklerini, yazın da yaylaya geldiklerini belirterek, en büyük sorunlarının su ve çoban sıkıntısı bulunduğunu dile getirdi.

Keçilerin mera istediğini özetleyen Tokaç, şöyleki konuştu:

“Kasım ayına kadar buradayız. Taşıma suyla hayvanları sulamaya çalışıyoruz, yetkililerden bu mevzuda destek bekliyoruz, burada havuz yapılabilirse fazlaca iyi olur. Her gün tankerle su taşıyoruz, havalar fazlaca sıcak olunca iki kez su taşıyoruz. Ben birazcık yakındayım fakat kimileri su için 60 kilometre yol yapıyor. Süt ve süt ürünlerinin tutarları ise iyi, ondan bir sorun yok. Bizim nasibimizde bu iş çıkmış onu yapıyoruz, her işin kendine nazaran zorluğu var, terlemeden iş olmaz. Bu işi gücüm yettiğince sürdüreceğim, çocuklar da işi devam ettirir fakat torunları bilemem, bu şartlarda birazcık zor.”

Tokaç’ın 38 yaşındaki gelini Halime Tokaç ise evlenmeden ilkin hayvancılıkla asla ilgilenmediğini fakat eşi ve ailesinin yardımıyla işleri öğrendiğini beyan etti.

“Siparişlere yetiştiremiyoruz, yok dediğimizde insanoğlu kızıyor”

Kışın yeni doğan oğlaklarla ilgilendiklerini, şimdi ise yaylada süt işlerini yaptıklarını vurgulayan Tokaç, şunları söyledi:

“Eltimle birlikte çalışıyoruz, elbirliği yapınca işimiz kolaylaşıyor. Şimdi peynir siparişlerimiz var. İstanbul’dan ve birçok yerden müşterilerimiz arıyor. Bazıları kıştan siparişlerini veriyor. Listemiz dolu. Sabah erkenden kalkıyoruz sağım oluyor, ikimiz de eşlerimize yardım ediyoruz. Sonrasında sütü mayalıyoruz, lor ve tulum peyniri yapıyoruz. Tüm gün asla durmadan çalışıyoruz. İşimizi özenle yapıyoruz, ürünlerimiz iyi olduğundan alan kişi sayımız artıyor, siparişlere yetiştiremiyoruz, yok dediğimizde insanoğlu kızıyor. Kimi süre kendimiz için yaptığımız ürünleri vermek durumunda kalıyoruz. Bu yaşamın zorluğu var, devamlı hayvanlarla ilgilenmen gerekiyor fakat her şeye karşın seviyoruz aslına bakarsanız sevmezsek yapamayız.”

Semra Sarıca da çocukluğundan itibaren bu işin içinde bulunduğunu söylemiş oldu.

Göç yolculuğuna birkaç gün öncesinden hazırlandıklarını dile getiren Sarıca, “Burada hem hayvanlar hem biz rahat ediyoruz. Sabah ezanında kalkıp peşinden keçileri sağıyoruz sonrasında peyniri yapıyoruz. Akşam gene hayvanları sağıp aynı işlemleri yapıyoruz.” diye konuştu.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girin!
Buraya adınızı girin