9 C
İstanbul
Perşembe, 15 Nisan 2021

Anayasa Mahkemesinin, HDP’nin kapatılması istemli iddianamenin iadesine ilişkin kararının öne sürülen nedeni yazıldı

Benzer Haberler

Nazim Atay
Haber Yazarı
Ankara

Anayasa Mahkemesinin, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması istemiyle hazırlanan iddianamenin iadesine ilişkin kararının öne sürülen nedeni tamamlandı.

Yüksek Mahkeme, eksiklik tespit etmiş olduğu HDP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iade etti.

İddianamenin iadesine ilişkin kararda, iddianamede eylemlerine yer verilerek, haklarında yasaklılık sonucu verilmesi istenilen kişiler ile eylemlerine yer verilmekle beraber haklarında yasaklılık sonucu verilmesi istenilmeyen kişilerin kimliklerinin, kendilerine isnat edilen bazı eylemlerin, bu eylemlerin tarihlerinin, bu fiil tarihlerinde partideki görevlerinin açıkça belirtilmediği kaydedildi.

Kararda, iddianamede, “devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı eylemlerde bulundukları ileri sürülen kişilerin eylemlerinin belirlenmesi bakımından eksiklikler bulunmuş olduğu anlatılarak, “Haklarında siyasal yasak istenen kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerine iddianamede açıkça yer verilmeksizin, haklarında devam eden soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulması, söz mevzusu eylemlerin Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesini olanaksız kılmaktadır.” tespitinde bulunulmuş oldu. 

Anayasa Mahkemesinin, Halkların Demokratik Partisi’nin kapatılması istenen iddianamenin iadesine yönelik sonucunda, soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin bilgilere listeler halinde iddianamede yer verilmesinin, soruşturma ve kovuşturmalara mevzu eylemlerin neler bulunduğunun belirlenmesini mümkün kılmadığı, bu eylemlerin mahkemece değerlendirilmesine de olanak tanımadığı açıklandı.

Yüksek Mahkemenin sonucunda, siyasal parti kapatılmasına ve kapatma davalarına ilişkin mevzuat hükümleri hatırlatılarak, buna bakılırsa iddianamede, şüphelinin kimliği, suçun işlendiği yer, tarih, vakit dilimi, şüphelinin tutuklu olup olmadığı, tutuklanmış ise gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların sürelerinin belirtilmesi şeklinde konuların yer alması gerektiği vurgulandı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatma davası istemli hazırlanan iddianamede de partinin odak haline geldiği ileri sürülen eylemlerin neler bulunduğunun, bu eylemlerin partinin hangi organı ya da üyesince gerçekleştirildiğinin, eylemin yer, tarih ve vakit diliminin iddianamede açık bir halde belirtilerek ortaya konulması gerektiği kaydedildi.

Kararda, bu durumun bununla beraber, haklarında yasaklılık sonucu verilmesi istenen kişilerin tespiti ve eylemlerinin değerlendirilmesi bakımından da mecburi olduğu ifade edildi.

Odak iddiasının temeline ilişkin değerlendirmeler

Kararda, iddianamenin incelenmesinden, partinin “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasının temelinin, partinin merkez teşkilatında vazife alan üyeler, milletvekilleri ve belediye başkanları ile taşra teşkilatında yönetici olarak vazife meydana getiren üyelerin eylemlerinden oluştuğu açıklandı.

Kararda, söz mevzusu eylemlerin bir kısmına iddianamede yer verilirken büyük bir kısmına iddianamede açıkça yer verilmeksizin, yalnız bu eylemleri mevzu alan soruşturma ve kovuşturmalara atıfta bulunulduğuna yer verildi. Böylece cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmalara ve mahkemelerce görülmekte olan kamu davalarına ilişkin dosya numaralarına yer verilerek ilgililer hakkında hangi suçtan dolayı soruşturma yada kovuşturma yapıldığının belirtilmesi yoluna gidildiği aktarıldı. Karara şöyleki devam edildi:

“Soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin bu bilgilere listeler halinde iddianamede yer verilmesi, söz mevzusu soruşturma ve kovuşturmalara mevzu eylemlerin neler bulunduğunun belirlenmesini mümkün kılmadığı şeklinde bu eylemlerin mahkemece değerlendirilmesine de olanak tanımamaktadır. İddianamede, bu kişilerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında olduğu ileri sürülen eylemlerinin somut olarak ne olduğu belirtilmeksizin ve eylemlerine ilişkin izahat yapılmaksızın 800 üstünde kamu davasına ve 5 binin üstünde soruşturmaya mevzu suçtan bahsedilmiştir.”

Belirtilen yöntemin, neredeyse iddianamede yer verilen tüm kişiler yönünden ve bu kişilerin eylemlerinin çoğunluğu yönünden kullanıldığına dikkat çekilen kararda, bu yöntemin uygulanmasının örnekleri olarak Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve Ertuğrul Kürkçü’ye isnat edilen eylemler yayınlandı.

Selahattin Demirtaş’ın, hakkında devam eden 3 ceza davasına mevzu eylemlerine ve kesinleşen bir mahkumiyet sonucuna mevzu eylemine iddianamede yer verildiği hatırlatılan kararda, iddianamede ek olarak bu şahıs hakkında devam eden 14 davaya ve 221 soruşturmaya yalnızca mahkemelerin ve cumhuriyet başsavcılıklarının dosya esas numaralarına atıfta bulunulmak suretiyle sıralama halinde yer verildiği açıklandı.

Kararda, sıralama halinde yer verilen söz mevzusu soruşturma ve kovuşturmalara mevzu eylemlerin neler olduğu, nerede ve ne vakit gerçekleştirildiği yolunda herhangi bir bilgiye ve açıklamaya iddianamede yer verilmediği vurgulandı.

İddianamede yer edinen 200’ün üstündeki kişinin eylemlerinin tamamen bu yöntemle belirtildiği, eylemlere ilişkin başka bir bilgiye ve açıklamaya yer verilmediği anlatılan kararda, iddianamenin 375-481 sayfaları içinde eylemlerine yer verilen 196 şahıs yönünden de yalnızca soruşturma ve kovuşturma mevzusu suçların sıralama şeklinde ifade edilmiş olduğu aktarıldı.

Kararda, şu tespitler yapılmış oldu:

“Kullanılan bu yöntemin bir başka sonucu da söz mevzusu eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki birlikteliğin ortaya konulamamasıdır. Bu durum ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesinin ‘4’ numaralı fıkrasında belirtilen, ‘yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek iddianamede açıklanma’ zorunluluğunun yerine getirilmemesine ve bu anlamda iddianamede yer alması ihtiyaç duyulan bir unsurun eksikliğine yol açmaktadır.”

Kararda, yargılamanın sıhhatli yapılabilmesi için fiil tarihleri ya da dönemleri ile bu tarihlerde ilgililerin partideki görevlerinin İddianamede açık bir halde belirtilmesi gerektiğine yer verildi.

Eylemlerine iddianamede yer verilen kişilerin partideki görevlerinin yanı sıra kimliklerinin de iddianamede açık bir halde belirtilmesi gerektiği vurgulanan kararda, eylemlerine yer verilen ve haklarında yasaklılık sonucu verilmesi istenilen kişilerin açık kimlik bilgilerinin bulunmadığı aktarıldı.

Yüksek Mahkemenin sonucunda, iddianamenin “Netice ve Talep” başlığı altında yer verilen taleplerden, “Davalı partinin ödenecek gömü yardımlarından tamamen yoksun bırakılmasına … ve Gömü yardımı ödenmiş ise aynı miktarın Hazineye iadesine” karar verilmesinin istendiği hatırlatıldı.

Başsavcılığın bu talebinin, önlem durumunda bir talep mi yoksa esasa yönelik bir talep mi bulunduğunun anlaşılamadığı da anlatılan kararda, “Bu öğrenci ilişkin herhangi bir gerekçeye iddianame muhteviyatında yer verilmemesi, bu belirsizliğin sebebini oluşturmaktadır.” denildi.

Kararda, iddianamede yer verilen, “…var ise Gömü yardımının banka hesabında blokesine” ve “Davalı partinin üye kayıtlarının durdurulmasına” karar verilmesi taleplerinin de önlem durumunda talepler bulunduğunun anlaşıldığı sadece bu talepler yönünden de herhangi bir gerekçeye yer verilmediği açıklandı.

Değerlendirme ve netice

İddianamenin iadesine ilişkin kararın değerlendirme ve netice bölümünde, şu tespitlere yer verildi:

“Eylemlerine yer verilen kişilerin açık kimliklerine iddianamede yer verilmediği ve bu kişilere isnat edilen bazı eylemler yönünden bu eylemlerin, fiil tarihlerinin ve bu tarihlerde kişilerin partideki görevlerinin iddianamede açıkça belirtilmediği anlaşılmaktadır. Bu hususların iddia makamınca ortaya konulması mecburi olup, bu konulardaki tespitin Anayasa Mahkemesine bırakılması mümkün değildir. Zira siyasal parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesinin görevi ilgililerin eylemlerini saptamak değil, ilgililere isnat olunan eylemlerin Anayasa’nın 69. maddesi kapsamında değerlendirmesini yapmaktır.”

AYM’nin değerlendirmesini, HDP’nin “Devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı olup olmadığı” çerçevesinde yapılacağının aktarıldığı kararda, belirtilen eksikliklerin bu değerlendirmenin yapılabilmesine olanak tanımadığı bildirildi.

Partinin eylemlerinin sıhhatli bir değerlendirme yapılabilmesinin, iddianamedeki eksikliğin giderilmesiyle mümkün olabileceği vurgulanan kararda, “Esasen, iddianamede belirtilen eylemler ile partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki birlikteliğin ilk olarak iddia makamı tarafınca ortaya konulması gerektiği izahtan varestedir.” denildi.

Partililerin eylemleri sebebiyle HDP’nin terör eylemlerinin odağı haline geldiğinin kabulü için Anayasa’da aranan koşulların varlığını ortaya koyan delillerle ilişkilendirilmesinin gerekliliğine dikkati çeken kararda, partililerin eylemlerine iddianamede yer verilmesinin kafi olmadığı, eylemler ile partinin bu eylemlerin “odağı haline gelmesi” arasındaki birlikteliğin ortaya konulmasının lüzumlu olduğu kaydedildi.

Kararda, söz mevzusu ilişki kurulmadan partililer hakkında dava ve soruşturmalara atıfta bulunulmasının, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170’inci maddesinde yer edinen “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan vakalar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” hükmüne aykırılık oluşturduğuna yer verildi.

Kararın netice bölümünde, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olduğu ileri sürülen, sadece soruşturma ve kovuşturma mevzusu olması haricinde bir gerekçeye yer verilmemiş eylemler ile Partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki birlikteliğin kurulmadığı anlaşıldığından, Ceza Muhakemesi Kanununa aykırı olarak düzenlenen iddianamenin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesi gerekir.” denildi.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girin!
Buraya adınızı girin

Son Gelişmeler

Benzer Haberler