9.3 C
İstanbul
Pazar, 18 Nisan 2021

DNA analizleri Anadolu’da 10 bin yıl önceki toplulukların geleneklerine ışık tuttu

Benzer Haberler

Ekrem Buğra
Bilim & Teknoloji Yazarı
Ankara

ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi araştırmacılarının önderliğindeki internasyonal ekip, Neolitik döneme ilişkin antik DNA analizleriyle Anadolu’da 10 bin yıl ilkin yaşamış insanların geleneklerine ışık tuttu.

11 ülkeden 57 bilim insanının oluşturduğu ekip, aynı yapıya gömülen insanlardan elde ettikleri DNA’nın analizleriyle eski topluluklarda kan bağından değişik “toplumsal akrabalık” türlerinin de olabileceğini ortaya çıkardı.

Araştırmacıların, çalışmanın sonuçlarına yer verdikleri “Neolitik Anadolu’daki antik genomlar, çeşitli akrabalık örüntülerinin bir arada var bulunduğunu gösteriyor” başlıklı yazıları Current Biology dergisinin son sayısında dün yayımlanarak bilim hayatına duyuruldu.

Deneysel işlemleri ve veri analizleri Ankara’da meydana gelen emek verme NEOGENE adlı Avrupa Araştırma Konseyi projesi ile bir TÜBİTAK projesi kapsamında gerçekleştirildi. Araştırmanın yürütücüleri içinde ODTÜ’den evrimsel biyolog Mehmet Somel, kazıbilimci Çiğdem Atakuman ve bilgisayar bilimci Elif Sürer, Hacettepe Üniversitesinden ise popülasyon genetikçisi Füsun Özer ve antropolog Yılmaz Selim Erdal içeriyor.

Araştırmacıların verdiği bilgiye bakılırsa, tarihin ilk köylerini kuran kadim Orta Doğu halkları için ev, yalnız yaşayanlar için inşa edilmiş bir mekan değildi. Bu insanoğlu, yaşamını yitiren şahısları konutların içine ya da etrafına açtıkları çukurlara defnediyor, adeta “onlarla beraber” yaşamaya devam ediyordu.

Bu anane arkeolojide uzun süreden beri bilinse de aynı bina içine gömülen bireyler içinde iyi mi bir toplumsal ilişki olduğu gizemini korumuştu. Yaygın varsayım, Neolitik evlerde yasayan grupların birbirlerine kan bağıyla bağlı aile bireylerinden oluştuğu ve bu evlere gömülenlerin akraba olduğu yönündeydi. Sadece meydana getirilen son emek verme, bu grupların kan bağları olmayan bireylerden oluşabileceğini ortaya koydu.

Akraba olup olmadıklarına bakıldı

ODTÜ Biyolojik Bilimler Kısmı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Somel, dün piyasaya çıkan makaleye ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunmuş oldu.

Neolitik süreci (ortalama M.Ö. 10.000-7.000) araştırdıkları “NEOGENE” isminde projelerinde, kazıbilimci, biyolog ve antropologlar ile çalıştıklarını özetleyen Somel, Antik DNA kullanarak Anadolu’nun 10 bin yıl önceki insanlarının geleneklerine ışık tutan sonuçlar elde edildiğini bildirdi.

Somel, şu detayları verdi:

“Araştırma ekibi olarak Aşıklı Höyük ve Çatalhöyük benzer biçimde Neolitik Çağ yerleşimlerindeki kazı alanlarından çıkarılan 60 tane insan kemiğini, antik DNA çalışmalarına ayrılmış laboratuvarımızda inceledik. Elde ettiğimiz 22 ferdin genomunu başka yerleşimlerden daha ilkin elde edilmiş bireylerin genomuyla bir araya getirdik. 

Bu verileri kullanarak aynı haneye yada komşu hanelere gömülü olanlar arasındaki genetik akrabalık seviyesini deşifre ettik. Böylece Neolitik Çağ yerleşimlerinde evlerin içine gömülmüş insanların akraba olup olmadığını kontrol ettik.

Bazı yerleşimlerde hanelerin içlerinde çoğunlukla yakın kan bağları olan bireylerin gömüldüğünü gördük. Örnek olarak günümüzden ortalama 10 bin yıl öncesine tarihlenen avcı-toplayıcı yaşam biçimini sürdüren, sadece geçimini evcilleşmiş nebat ve hayvanlarla destekleyen Aşıklı Höyük (Aksaray) ve Boncuklu Höyük (Konya) insanlarında erişilen sonuçlar, aynı yapıya gömülmüş bireylerin çoğunlukla kardeş ya da ebeveyn-çocuk olduklarını gösterdi. Sadece, bu durum her yerde aynı değildi. Daha şaşırtıcı bulgular Çatalhöyük (Konya) ve Barcın Höyük (Bursa) köylerinden elde edildi. Bu iki yerleşim, tarımın yoğunlaştığı ve köylerin büyümüş olduğu bir döneme, günümüzden ortalama 8 bin 500 yıl öncesine tarihleniyor. Bu köylerde bilhassa evlatların ve bebeklerin kemiklerinden DNA elde etmeyi başardık. İlginç şekilde, aynı konut içine yada çevresine gömülmüş insanoğlu içinde biyolojik akrabalığın fazlaca ender olduğu ortaya çıktı.”

“Kan bağları olmadan da birbirleriyle aynı evde yaşamış olabilirler”

Araştırmanın liderlerinden Hacettepe Üniversitesi Insanbilim Kısmı Hekim Öğretim Üyesi Füsun Özer, araştırma sonuçlarının eski insan topluluklarında kan bağından değişik “toplumsal akrabalık” türlerinin de olabileceğini gösterdiğini belirtti.

“Bu emek verme ile Neolitik dönemde ailelerin yalnız kan bağları üstünden değil hane grupları oluşturabileceğini gösterilmiş oldu.” diyen Özer, “Anlıyoruz ki kan bağları olmadan da birbirleriyle birlikte, aynı evde yaşamış olabilirler. Günümüz toplumunda temel yapı taşı birbirine kan bağıyla bağlı bireylerden oluşan ailelerdir. Sadece arkeologlar, ilk tarımcı toplumlarda hane grubunun kan bağları olmadığı halde birbirleriyle aile benzer biçimde olabilen kişilerden oluşabileceğini tahmin ediyordu. Bu emek verme ile o toplumları bir arada tutanın kan bağları olmadığını, bunun yerine toplumun ortaklaşma ve paylaşım kültürü çerçevesinde beraber hareket edebilen bireylerden oluşmuş olabileceğini, genetik verilerle desteklemiş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.

Değişik akrabalık yapılarına ilişkin kuvvetli bulgular

Hacettepe Üniversitesi Insanbilim Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal da Boncuklu Höyük’te aynı mezara gömülü bir hanımla yeni doğan bebek içinde hiçbir biyolojik akrabalık bulunmadığını belirterek, “Çatalhöyük ve Barcın’da aynı binaya gömülü evlatların birçoğunun biyolojik olarak aynı aileden geldiklerini gösteren hiçbir kanıt da yoktu. Çatalhöyük, Barcın ve muhtemelen başka Neolitik topluluklarda, toplumsal örgütlenmenin salt biyolojik akrabalık üstüne kurulu olmayabileceği çıkarımına ulaştık.” dedi.

Erdal, “Çatalhöyük benzer biçimde büyük sözü geçen yerleşimlerin yüzyıllar süresince eşitlikçi bir kültürü korumuş olmalarını bu tür toplumsal akrabalık bağlarına borçlu olabilirler.” değerlendirmesinde bulunmuş oldu.

ODTÜ Enformatik Enstitüsünden bilgisayar bilimci Hekim Öğretim Üyesi Elif Sürer, “Bugüne dek antik DNA çoğunlukla insan hareketliliğini incelemek için kullanıldı. Burada ise DNA verilerini akrabalık tahmini için kullandık. Yürüttüğümüz simülasyonlarla akrabalık seviyesini doğru tahmin ettiğimizi belirleyebildik. Emek verme, geçmiş gelenekleri deşifre etmemize olanak sağlamış oldu.” diye konuştu.

“Daha yeni başlıyoruz”

ODTÜ Yerleşim Arkeolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Atakuman ise “Devam eden çalışmalarımızın neticeleri, tarihsel perspektifte insan toplumsal davranışını tüm çeşitliliğiyle anlamamıza olanak verecek bir dönüm noktası olabilir.” ifadesini kullandı.

Atakuman, araştırmanın kapsamını daha da ileriye götürmek istediklerini belirterek, “Emek verme genişletildiğinde, tarih kitaplarında Neolitik dönemdeki toplumsal hayata ilişkin fazlaca daha kapsamlı verilere yer verilebilecek. Daha yeni başlıyoruz.” dedi.

Doktorasını ODTÜ’de tamamlayan yazının ilk yazarı Reyhan Yaka, DNA analizlerine ilişkin, “Kemikler, fazlaca eski ve içindeki genetik bilgiyi taşıyan moleküller, vakit içinde oldukça bozulmuş. Bu yüzden çözümleme edilenlerin yalnız üçte birinin DNA’sını çıkarabildik” bilgisini verdi.

YORUM YAZ

Yorumunuzu girin!
Buraya adınızı girin

Son Gelişmeler

Benzer Haberler