Ana Sayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Hakan Üzeltürk
Yeni Mukteza Düzeni [20.02.2010]

Ülkemizde uzun yıllardır problemler yaratan konulardan bir tanesi de mukteza ya da özelge düzenidir. Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesine göre mükellefler, Maliye Bakanlığı’ndan veya Maliye Bakanlığı’nın bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergiler konusunda izahat isteyebilirler. Aynı konuda birden fazla mükellef izahat isterse İdare sirküler adı verilen ortak açıklama da yapabilir. Verilen muktezalar hukuk düzenimizde bağlayıcı bir kaynak oluşturmamaktadır. Mükelleflere faydası o konuda yaşadığı tereddüdü gidermesine yardımcı olabilmesidir. Bununla birlikte aynı konuda farklı birimlerin farklı görüşler ortaya koyması veya ifadelerin açık olmaması sebebiyle bazı hallerde muğlâk durumlar ortaya çıkabilmektedir. Mükellefler verilen muktezaya uygun davrandığında yine de hukuka aykırı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum ya sözkonusu hatalı ya farklı görüşler ya da İdare’nin hukuka uygun olmayan değerlendirmeleri sonucunda oluşabilmektedir. Bu durumda İdare’nin söylediğini yapan mükellef cezalar bakımından bir koruma sağlamakta, kendisine belirtilen şekilde hareket ettiği gerekçesiyle Vergi Usul Kanunu’nun 369. maddesi kapsamında kendilerine vergi cezası kesilememektedir.

Bununla birlikte ülkemizde mukteza konusu kanuni altyapıdan yoksun olduğundan amaca ulaşamamaktadır. Burada amaç mükelleflerin tereddütlerini giderip, onları doğru ve hukuka uygulamaları göstermek suretiyle hem vergilendirme işlemlerindeki hataların engellenmesi hem de yargı sürecine gidilmesine yol açısı sonuçları önleyerek yargının yükünün ve bu yolla oluşan diğer olumsuz sonuçların artmasını engellemektir. Ayrıca mükelleflere verilecek cevaplar bakımından bir süre öngörülmemesi bir başka zayıf taraftır. Bu nedenle mukteza müessesesinin daha etkin hale getirilmesi gerekmektedir.

Uygulamada vergi dairesi başkanlıkları tarafından verilen muktezalar daha sonra Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından düzeltilebildiği gibi, bahsettiğimiz üzere aynı konuda birbirine zıt iki mukteza verilebilmektedir. Uygulamada bu zayıflıklar sebebiyle inceleme elemanları dahi muktezaları dikkate almayabilmektedir. Muktezaların dikkate alınmaması veya hatalı olması mükelleflerin temel haklarını ihlal etmektedir. Mükellefler ceza bir yana verginin aslı ve gecikme faizi konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. İdare’nin söylediği şekilde hareket eden mükelleflerin bazı hallerde ve özellikle KDV konusunda yaşadıkları problemler kendilerine fazladan mali bir yükümlülük olarak yansımakta, ticari hayatlarında çeşitli açılardan zor durumda kalmalarına sebep olmaktadırlar. Bu durumu yaratan İdare’nin ise bu konuda sorumluluğunu getirici kanuni düzenlemeler gerekmektedir. Her ne kadar burada genel hükümlerden gitmek suretiyle İdare’nin Anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği ileri sürülerek dava yoluna gidilebilirse de bu kadar uzun bir sürecin mükelleflerin kısa dönem zararlarını karşılaması mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki davanın lehlerine ve uygun bir zarar tazminiyle sonuçlanması ihtimali dahi mükellefleri harekete geçmekten alıkoymaktadır. Bu konuda hem İdare hem de yargı gereken önlemleri almak zorundadır. Aksi halde malî külfet her zamsan mükelleflerin üzerinde kalmaktadır.

Bu tespitlerden sonra son gelişmeye bakalım. 395 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği 16.01.2010 tarih ve 27464 sayılı Resmi Gazetede yayınlandı. Burada öncelikle muktezaların Gelir İdaresi Başkanlığı’nca değil vergi dairesi başkanlıkları, bunların olmadığı yerlerde defterdarlıklar tarafından verilmesi öngörülmektedir. Ayrıca bir konuda ilk kez verilecek olan bir mukteza Gelir İdaresi Başkanlığı’nın onayı sonrasında mükelleflere bildirilecek ve muktezalar kamuoyunun bilgisine açık tutulacaktır. Bu kapsamda sözkonusu Tebliğe göre mükellefler ile vergi sorumluları, bunların mirasçıları ile yetki belgesine sahip kanuni temsilcileri veya vekilleri mukteza talebinde bulunabileceklerdir. Bununla birlikte odalar ve birlikler gibi mesleki kuruluşlarının, üyelerine bildirmek üzere mukteza talebinde bulunamayacakları bu talebin üyelerin kendileri tarafından yapılması gerekeceği de açıklanmıştır. Bu durum İdare’nin kendi yükünü arttırmak anlamına gelmektedir.

Mukteza talepleri, mükelleflerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından sürekli mükellefiyetlerinin bulunduğu Vergi Dairesi Başkanlıkları ile Vergi Dairesi Başkanlığı bulunmayan illerde Defterdarlıklara yapılması esastır. Diğer mükellef veya vergi sorumlularının, ikametgâh veya kanuni merkezlerinin bulunduğu Vergi Dairesi Başkanlıkları ile Vergi Dairesi Başkanlığı bulunmayan illerde Defterdarlıklara; ikametgâhı veya kanuni merkezi bulunmayanların ise Ankara, İstanbul ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlıklarından herhangi birine başvurmaları gerekmektedir. Ayrıca mukteza talepleri Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesinde bir örneği yer alan “Talep Formu” kullanılmak suretiyle yapılacaktır. Söz konusu form kullanılmaksızın yapılacak özelge talepleri kabul edilmeyecektir.


Açıklamalar kapsamında aşağıdaki konulara ilişkin olarak yapılan müracaatlar, mukteza talebi kapsamında değerlendirilmeyecek ve yetkili makamlar tarafından cevaplandırılmayacaktır:
− Başkalarının vergi durumları hakkında bilgi ve izahat talepleri,
− Yargıya intikal etmiş olaylara ilişkin özelge talepleri,
− Hakkında vergi incelemesi yapılmakta olan mükelleflerce veya vergi sorumlularınca incelemeye konu olan işlemlerle ilgili özelge talepleri,
− Somut bir olaya dayanmayan, teorik hususlara ilişkin bilgi ve izahat talepleri,
− Mücbir sebep hali ilanı, vergi borçlarının terkini, belge düzenine ilişkin yetkilerin kullanılması gibi kanunlarla uygulamanın tespitine dair Maliye Bakanlığına yetki verilen konulara ilişkin talepler.

Sözkonusu düzenlemenin yine kanun değil bir genel tebliğ ile yapılması yukarıda bahsettiğimiz hukuk dayanağı ihtiyacını ve eksiklikleri bertaraf edemediği gibi tebliğ açıklamalarında yer alan, mükellef ve vergi sorumlularının vergi cezasına muhatap tutulmamaları için, kendilerine verilmiş olan özelgenin, vergi uygulamaları ile ilgili işlemlerinin gerçekleşmesinden önce yapılan taleplere ilişkin olması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, 369 ve 413. maddeler itibariyle özelge, yetkili makamlarca verildiği tarihten önce gerçekleştirilen işlemlerden dolayı vergi cezası kesilmesini engellemeyecektir ifadesi kanunilik ilkesi bakımından hatalıdır. Vergi Usul Kanunu düzenlemelerinin İdare tarafından dikkate alınmaması ve bunun aksine ifadeler kullanılması yeni olmamakla birlikte yeni hukuka aykırılıklar getirmektedir. Bu nedenle hem İdare hem de mükelleflerin her zaman öncelikle kanunlara ve kanunların da hukuka uygun olması ilkesine göre hareket etmesi gerekmektedir.


Prof. Dr. Hakan Üzeltürk

hakan.uzelturk@6news.com.tr

Yazarın diğer makaleleri:



* Bu sayfada yer alan makale, yazarımızın kendi görüşüdür. Makaleden 6News sorumlu tutulamaz...
İstanbul
21°C
Güneşli

Bizi Takip Edin