Home > Columnists > Prof. Dr. Hakan Uzelturk
Vergi Kuralları [11.01.2010]

Mükellefle İdare arasındaki vergi ilişkisinin tarihi bugünkü zamanın çok öncelerinde başlamış bulunmasına rağmen bu ilişki genellikle tek taraflı olarak devam etmiştir. Mükellef hakları bu nedenle ancak son 30 senedir bugünkü anlamıyla konuşulabilmiştir. Amaç vergi adaletinin sağlanması olunca hukuk kuralları da temel olarak bu ilişki içerisinde olmak zorundadır. Bu kuralların bir kısmı tarihi belgelerde yer almakta ve günümüz düzenlemelerine örnek teşkil etmektedir. Tarihi belgelerin yanında, uluslararası alanda imzalanan iki taraflı ve çok taraflı anlaşma ve sözleşmeler vergiler bakımından temel rol oynamakta, bazıları ülke anayasalarının da üzerinde bir koruma sağlamaktadır. Bunların yanında her ülkenin kendi hukuk sistemi içerisinde yaptığı düzenlemelerle de vergi ilişkisi geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bütün bu düzenleme, çalışma ve problemler sonucunda verilen yargı kararlarıyla ulusal ve uluslararası alanda oluşturulan ilkeler vergi hukukunun çerçevesini oluşturmaktadır. Türkiye de vergiler alanında çok sayıda uluslararası sözleşme ve anlaşmaların tarafı bulunmaktadır. Bunun doğal sonucu bu hükümlerin de mükelleflere gerektiğinde uygulanması zorunluluğunun bulunmasıdır.

Hukuki zeminde cereyan etmesi gerekmekle birlikte vergi kararlarındaki siyasi etkilerin fazlalığı, devletin malî ihtiyaçları, taraf hak ve ödevlerinin iyi bilinmemesi, bazı terimlerin içeriğinin yanlış algılanması, İdare’nin hatalı uygulamaları gibi etkenlerle taraflar arasında iyiniyete ve güvene dayalı bir vergi ilişkisi oluşamamakta, bunun neticesinde birçok hukuki problem ortaya çıkmak suretiyle hem taraflar hem de yargı bakımından altından kalkılamayacak ağır yükler oluşmaktadır. 2009’un son günlerinde yapılan vergi artışlarının yüksekliği buna yakın bir örnektir. Burada bütçe açığı esas olmakla birlikte bunlar doğru bir gerekçe oluşturmamaktadır. Aslında burada sorgulanması gereken bu bütçe açıklarının sebepleri ve doğru olup olmadıklarıdır. Toplanan vergilerin nerelere harcandığı hususu da şeffaflık ilkesinin bir gereği olarak hükümetlerin topluma karşı sorumlu oldukları bir başka alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemiz bakımından da vergi hak ve ödevleri ile temel vergi hukuku prensiplerinin vergi sistemimizde gerçek anlamıyla uygulandığını söylemek mümkün değildir. Bunun sonucunda hem idare vergi tahsilâtında zorlanmakta, hem de mükellefler haklarını tam olarak koruyamamaktadırlar. Bunların ötesinde vergi sistemi içerisinde yer alan bütün birimlerin uluslararası alandan doğan yükümlülükler ve evrensel vergi kurallarının uygulanması bakımından hazır bulunduğu da söylenemez. Sadece uluslar arası alan değil ulusal alanda yer alan düzenlemelerde dahi anayasamızda yer alan bazı prensipler hala uygulamaya geçememiştir. Uygulamada mükellef haklarını koruduğu, çağdaş gelişmeleri izlediği, anayasal vergi prensiplerini savunduğu iddia edilen birçok düzenlemenin hala bu prensiplerin çok uzağında olduğu ve içeriklerinin tamamen yanlış anlaşıldığı görülmektedir. Bu da ülkemizde hep söylenen uygulama eksikliklerinin vergiler alanında da olduğu sonucunu doğurmaktadır.

Bu temel ilkelerden olan kanunilik ilkesi vergilendirme ile ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiğini belirten ve Anayasa’mızın 73. maddesinde yer alan vergilendirme prensibini ifade etmektedir. Bu prensip kapsamında vergiler sadece kanunla konmayacak, aynı zamanda kanunla değiştirilecek ve kaldırılacaktır. Bu prensibe aykırı düzenlemeler hukuka, Anayasa’ya ve bunların da ötesinde uluslararası belge ve prensiplere de aykırı olacaktır. Örneğin, Genel Tebliğ veya Sirküler olarak getirilen düzenlemelerin sadece yapılmaları değil, kanunlara ve hukuka uygun olarak yapılmaları da gerekir. Kanunilik ilkesinin yanında anayasamızda yer alan eşitlik, adalet, güvenlik gibi diğer vergilendirme prensipleri de bulunmaktadır. Bunlar da vergi adaletinde aynı derecede önemlidir. Hukukun üstünlüğü prensibi bunu gerektirir.

Bu kapsamda ülkemizde 2010 senesinde vergi sistemimizde yapılması gereken ve aslında varlıklarını uzun zamandır devam ettiren problemlerden oluşan bazı temel uygulamaları şu şekilde belirlemek mümkün olabilir:

1. Sürekli yapılan değişiklikler hem sistemi bozmaya devam etmekte, hem de karmaşık bir mevzuatın oluşmasına yol açmaktadır. Vergi Kanunları sadece yıllık olarak çıkarılacak bir malî kanunla değiştirilmeli, sene içerisinde vergi kanunlarında değişiklikler yapılmamalıdır. Bu sayede hem vergi kanunlarına güven, hem de yabancı yatırımcıların daha kolay ülkemize gelmeleri sağlanacaktır. Bu uygulama modern devletlerde yapılmakta olup, mükelleflerin vergi güvenliği açısından son derece önemlidir. Ayrıca torba Kanun uygulamasından da vazgeçilmeli, kanun metinlerinde ifadeler hatasız olmalıdır.

2. Buna bağlı olarak vergi idaresinin genel tebliğler, sirkülerler, iç genelgeler veya başka adlarla getireceği alt düzenlemelerin de kanun yapma boyutunda olmaması, kanunda yer almayan açıklamalar getirmemesi, sadece kanunların ne şekilde uygulanacağını göstermesi gerekir. Bu temel anayasal bir ilkedir. Ayrıca bu düzenlemelerde kanunla çelişen ifadeler olmaması sağlanmalıdır. Bu konudaki bir başka problem bu tür düzenlemelerin birleştirilmesi sebebiyle uygulamada değişikliklerin izlenmesinin önlenmesidir.

3. Anayasa m.73/4’de yer alan Bakanlar Kuruluna verilen yetki ile ilgili son paragraf acil bazı durumlar dışında kaldırılmalıdır. Aksi halde yürütme organı da özellikle istisna ve muafiyetler yoluyla T.B.M.M. tarafından yapılması gereken bir görevi sürdürmektedir.

4. Bütçe kanunlarının her yıl Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi, bunun sürekli olması ve yıllardır hiçbir bir çözüm getirilmemesi bir hukuk devletinde kabul edilemez.

5. Adaletsizliğe ve eşitsizliğe yol açan ve yıllar içerisinde belirli bazı gruplara fayda sağlayan istisna ve muafiyetler azaltılmalıdır. Bu konuda sürekli Türkiye’nin eleştirilmesi hoş olmadığı gibi kendi Anayasamızda yer alan prensiplere rağmen bunlara cevaz verilmesi de doğru değildir.

6. Vergi Kanunlarını yeniden oluşturulması öncesinde ve sırasında izlenecek vergi politikaları belirlenmeli en azından bazı temel prensipler kabul edilmelidir. Bu konuda özellikle belirlenecek politikalarla ilgili olarak varılacak sonuçlarda gerekli etki analizleri mutlaka yapılmalıdır. Bu tür politikalar belirlenmişse bunların kamuoyuna açıklanması gerekir.

7. Uzmanlar tarafından oluşturulan ve vergi oranları gibi siyasi tercih dışında kalan bazı konularla ilgili vergi metinlerin ilgili komisyonlarda ve özellikle önergeler yoluyla Meclis’te değiştirilmemesi sağlanmalıdır.

8. Mükelleflerce sürekli yargıya taşınan ve İdare aleyhine karar verilen hususlarda çalışmalar yapılarak çözüm getirilmeli, yargı sürekli meşgul edilmemelidir.

Bu sorunlara kuşkusuz birçok problem eklenebilir. Bundan sonraki yazılarımızda bunlara yer vermeye devam edeceğiz.


Prof. Dr. Hakan Uzelturk

hakan.uzelturk@6news.com.tr

Yazarın diğer makaleleri:



* The views represented in this article are solely those of the author. 6News is not responsible for the content of this article.
Istanbul
21°C
Clear

Stay connected with us